Temmuz 2010 için arşiv

>BEBEK KURT

Temmuz 29, 2010

>Bir gün evde barbunya ayıklanıyor.Karya çok ısrar etti yardım etsin diye.Babaannesi önüne bir avuç barbunya koydu.Al bunları ayıkla diye.Karya’nın eline aldığı ilk barbunyadan bu minik kurtçuk çıktı.Ve kızım o kadar sevdi ki minik arkadaşını.Bende dayanamayıp bu anı ölümsüzleştirmek istedim.İşte Karya ve arkadaşı bebek kurt..

Reklamlar

BEBEK KURT

Temmuz 29, 2010

Bir gün evde barbunya ayıklanıyor.Karya çok ısrar etti yardım etsin diye.Babaannesi önüne bir avuç barbunya koydu.Al bunları ayıkla diye.Karya’nın eline aldığı ilk barbunyadan bu minik kurtçuk çıktı.Ve kızım o kadar sevdi ki minik arkadaşını.Bende dayanamayıp bu anı ölümsüzleştirmek istedim.İşte Karya ve arkadaşı bebek kurt..

>RÜZGAR DENİZ’LE TANIŞMA

Temmuz 27, 2010

>Sevgili kuzenim Müşerref’in yakışıklı mı yakışıklı oğlu Rüzgar Deniz.Annesinin meleği..Çok güzel değil mi?Allah analı babalı büyütsün ve sağlıklı uzun ömürler versin oğluşa.Buradan tekrar Müşerref ve Bülent çiftinin de anne ve baba oluşunu kutluyorum.Biraz geç kalınmış bir yazı ama kusura bakmayın lütfen..Biz Rüzgar doğar doğmaz gidemedik görmeye.Rüzgarın kışın doğması, kızların kusma sorunun olması gidişimizi engelledi maalesef.Ama mümkün olduğu kadar erken bu kusurumuzu affettirmeye çalıştık.12 Haziran’da ziyaretimizi gerçekleştirmişiz. Yolda giderken sürekli mola verdik kızlar kusmasın diye.Yarım saatlik yolu iki saatte aldık neredeyse.Satıcıların önünde durduk.Taze meyveler aldık, yedik.Bir yerlerde oturduk çay içtik.Ama sonunda kızları kusmadan getirdik Müş teyzenin evine.
Karya Rüzgar’ın salıncağını görünce kendi salıncağını hatırladı ve illaki binmek istedi.
Damla’m kuzum…Salıncağa binmek için sırasını bekliyor bebeğim..
Biz oradayken birden yağmur başladı.Ama ne yağmur.Ve yağmurun ardından çıkan gökkuşağı.Belli belirsiz çıkmış fotoda.
Ve sevgili Bülent’in çok maharetli olduğu konu.Çiğ köfte.kendisi Tarsus’lu olduğu için çiğ köftenin kitabını biliyor ve çok ama çok lezzetli yapıyor.Sağolsun bizim içinde üşenmedi yaptı..Bizde afiyetle yedik..

RÜZGAR DENİZ’LE TANIŞMA

Temmuz 27, 2010

Sevgili kuzenim Müşerref’in yakışıklı mı yakışıklı oğlu Rüzgar Deniz.Annesinin meleği..Çok güzel değil mi?Allah analı babalı büyütsün ve sağlıklı uzun ömürler versin oğluşa.Buradan tekrar Müşerref ve Bülent çiftinin de anne ve baba oluşunu kutluyorum.Biraz geç kalınmış bir yazı ama kusura bakmayın lütfen..Biz Rüzgar doğar doğmaz gidemedik görmeye.Rüzgarın kışın doğması, kızların kusma sorunun olması gidişimizi engelledi maalesef.Ama mümkün olduğu kadar erken bu kusurumuzu affettirmeye çalıştık.12 Haziran’da ziyaretimizi gerçekleştirmişiz. Yolda giderken sürekli mola verdik kızlar kusmasın diye.Yarım saatlik yolu iki saatte aldık neredeyse.Satıcıların önünde durduk.Taze meyveler aldık, yedik.Bir yerlerde oturduk çay içtik.Ama sonunda kızları kusmadan getirdik Müş teyzenin evine.
Karya Rüzgar’ın salıncağını görünce kendi salıncağını hatırladı ve illaki binmek istedi.
Damla’m kuzum…Salıncağa binmek için sırasını bekliyor bebeğim..
Biz oradayken birden yağmur başladı.Ama ne yağmur.Ve yağmurun ardından çıkan gökkuşağı.Belli belirsiz çıkmış fotoda.
Ve sevgili Bülent’in çok maharetli olduğu konu.Çiğ köfte.kendisi Tarsus’lu olduğu için çiğ köftenin kitabını biliyor ve çok ama çok lezzetli yapıyor.Sağolsun bizim içinde üşenmedi yaptı..Bizde afiyetle yedik..

>TİRE GEZİMİZ

Temmuz 23, 2010

>Tatilimizin bir gününde Tire’ye gittik.Tire İzmir’in güzel ilçelerinden biri.Bizim gidiş maceramız bir tuhaf oldu ama mutlaka anlatmalıyım.Gecenin saat 23,30’u.Kızları yatırmışız ve sohbet ediyoruz.Bu arada M.İzmir’in yerel kanallarından biri olan Yeni Asır TV yi açmış izliyor.Hakan’ın Otobüsü diye bir program var ve Tire’yi tanıtıyorlar.Hatta Tire’de bulunan Şelale Değirmen Restoranı.Birden hepimizin gözü TV ye kilitleniyor çünkü öyle güzel görüntüler ki.Muhteşem bir sofra görüntüsü bizi kalbimizden vuruyor ve aynı anda yarın Tire’ye gidiyoruz sözleri dökülüyor ağzımızdan.Hatta aç olsak mutlaka gecenin o yarısı yola çıkacağız o derece yani.Ertesi gün öğleden sonra yola çıktık.Ve bulduk aradığımız yeri.Cennet bahçesi gibi mükemmel bir yer.Her yer yemyeşil.Sular akıyor, ördekler,kazlar hindiler falan var.Kızlar bayıldı zaten buraya.
Yukarıda restoranın sahibi Mehmet Bey ve benim yakışıklı kocam ile kül kedisi kızım.Mehmet Bey bize restoranın tarihçesini de anlattı.Aslında değirmen olan bu yer büyük büyük dedelerinden kalmaymış.Zamanla restore etmişler ve bu hale getirmişler.Bize fotolarınıda gösterdi ama ben çekmeyi akıl edememişim nedense.
Bu tatlı teyzenin adı Münevver Teyze(yanlış hatırlıyor olabilirim inşallah doğru hatırlamışımdır) Münevver Teyze Mehmet Bey’in annesi.Çok güzel kabak çiçeği dolması yapıyor.Fotoğrafını çekmek isteyince dur dolma doldururken çek beni dedi.Çok tatlı maşallah.Allah sağlık sıhhat versin Münevver teyzeye.
Bunlarda oradaki balıklar.Bir sürü balık var.Ve hepsi atılan ekmekleri nasıl yiyorlar anlatamam.Kızlar balıklara ekmek atıp onların karınlarını doyurmaya bayıldı tabi söyelemeye bile gerek yok.
İçilebilir kaynak suyu.Buz gibi ve tadı nasıl güzel.Anlatılmaz içilir…
Buda havuzda serinlemeye adım atmaya çalışan ördek.Biraz nazlandı atlamak için ama sonunda başardı.Yalnız bu ördeklerden bir tanesi çok cılızdı.Aşağıdaki havuzda kendince gezmeye çalışıyordu.Sonradan bizim Ceyar adını taktığımız kafasında beyaz lekesi olan başka bir ördek geldi ve hayvancağızı öldürmeye teşebbüs etti.O kadar edepsizdi ki.Zor aldılar cılız ördeği ağzından.Vallahi az kalsın öldürüyordu hayvanın boynunu bir ısırdı.Biz şokta nasıl olur acaba diye.
Kızlar balıklara ekmek attı ve ekmeğin devamını istiyorlar.Ama elimizde ekmek kalmadı.neyse ki garson abiler kızları kırmadı ve ekmek getirdi sürekli.Benim minikler de balık beslemenin keyfini yaşadı.
Bu da Tire’nin meşhur tatlısı.Karadut reçelli lor tatlısı.O kadar güzeldi ki.Son lokmada foto çekmek aklıma geldi.Hakikaten tadılması gereken bir lezzet.Bir kere acaip hafif.Kesinlikle baymıyor insanı.Hep yemeği istediğim ama bir türlü kısmet olmayan tatlı.O kadar beğendim ki evde de kendim yapmak istedim.Bunun için tatlı lor aldım ama maalesef karadut reçeli koskoca İzmir de bulamadım.Keşke gelirken Tire den alsaymışım diye hayıflanıyorum şimdi.Ama o tada yakın bir tadı böğürtlen reçeli ile de yakalayabileceğimi düşünüyorum.Deneyip başarılı olursam anlatırım.
Buda çalılıkların arasında kaybolmak isteyen tavuk olmak üzere olan civciv.Bir ara kucağımıza alıp sevdik.
Uzaktan oturduğumuz yerin görüntüsü.Süper değil mi?
Kuzummmmm….Canım kızımmmm…
Neredeyse zamanın büyük büyük bir bölümünü suyun içinde oyalanarak geçirdiler.Tabi bunun getirisi gece yatağa işememiz oldu.Hemde ikisi birden.Su baya soğukmuş ama.İyi ki çişle kurtardık diyorum şimdi.
Ve çakıl taşları ile de oynadık.Taşları suya atmak çok keyifliydi.
Aşkımın hamak keyfi.
Ve bir yerlerden bu minik kediyi bulmuşlar.Bayıldı baba kız bu minik kediye.
kedi aç olduğu için ona yemek yedirdik.Yemeğini yedi minik kedicik.Veeeeeeee…..
uyumaya gitti.Ama Karya kediciğin uyumasına rağmen onu sevmeye çalıştı.
Ve işte güzel bir Tire maceramız da son buldu.Ama gezilerimiz devam etti.Tekrar yazmaya çalışacağım.Tire’ye giderseniz mutlaka Şelale değirmen Restoran’a uğrayın derim.

TİRE GEZİMİZ

Temmuz 23, 2010

Tatilimizin bir gününde Tire’ye gittik.Tire İzmir’in güzel ilçelerinden biri.Bizim gidiş maceramız bir tuhaf oldu ama mutlaka anlatmalıyım.Gecenin saat 23,30’u.Kızları yatırmışız ve sohbet ediyoruz.Bu arada M.İzmir’in yerel kanallarından biri olan Yeni Asır TV yi açmış izliyor.Hakan’ın Otobüsü diye bir program var ve Tire’yi tanıtıyorlar.Hatta Tire’de bulunan Şelale Değirmen Restoranı.Birden hepimizin gözü TV ye kilitleniyor çünkü öyle güzel görüntüler ki.Muhteşem bir sofra görüntüsü bizi kalbimizden vuruyor ve aynı anda yarın Tire’ye gidiyoruz sözleri dökülüyor ağzımızdan.Hatta aç olsak mutlaka gecenin o yarısı yola çıkacağız o derece yani.Ertesi gün öğleden sonra yola çıktık.Ve bulduk aradığımız yeri.Cennet bahçesi gibi mükemmel bir yer.Her yer yemyeşil.Sular akıyor, ördekler,kazlar hindiler falan var.Kızlar bayıldı zaten buraya.
Yukarıda restoranın sahibi Mehmet Bey ve benim yakışıklı kocam ile kül kedisi kızım.Mehmet Bey bize restoranın tarihçesini de anlattı.Aslında değirmen olan bu yer büyük büyük dedelerinden kalmaymış.Zamanla restore etmişler ve bu hale getirmişler.Bize fotolarınıda gösterdi ama ben çekmeyi akıl edememişim nedense.
Bu tatlı teyzenin adı Münevver Teyze(yanlış hatırlıyor olabilirim inşallah doğru hatırlamışımdır) Münevver Teyze Mehmet Bey’in annesi.Çok güzel kabak çiçeği dolması yapıyor.Fotoğrafını çekmek isteyince dur dolma doldururken çek beni dedi.Çok tatlı maşallah.Allah sağlık sıhhat versin Münevver teyzeye.
Bunlarda oradaki balıklar.Bir sürü balık var.Ve hepsi atılan ekmekleri nasıl yiyorlar anlatamam.Kızlar balıklara ekmek atıp onların karınlarını doyurmaya bayıldı tabi söyelemeye bile gerek yok.
İçilebilir kaynak suyu.Buz gibi ve tadı nasıl güzel.Anlatılmaz içilir…
Buda havuzda serinlemeye adım atmaya çalışan ördek.Biraz nazlandı atlamak için ama sonunda başardı.Yalnız bu ördeklerden bir tanesi çok cılızdı.Aşağıdaki havuzda kendince gezmeye çalışıyordu.Sonradan bizim Ceyar adını taktığımız kafasında beyaz lekesi olan başka bir ördek geldi ve hayvancağızı öldürmeye teşebbüs etti.O kadar edepsizdi ki.Zor aldılar cılız ördeği ağzından.Vallahi az kalsın öldürüyordu hayvanın boynunu bir ısırdı.Biz şokta nasıl olur acaba diye.
Kızlar balıklara ekmek attı ve ekmeğin devamını istiyorlar.Ama elimizde ekmek kalmadı.neyse ki garson abiler kızları kırmadı ve ekmek getirdi sürekli.Benim minikler de balık beslemenin keyfini yaşadı.
Bu da Tire’nin meşhur tatlısı.Karadut reçelli lor tatlısı.O kadar güzeldi ki.Son lokmada foto çekmek aklıma geldi.Hakikaten tadılması gereken bir lezzet.Bir kere acaip hafif.Kesinlikle baymıyor insanı.Hep yemeği istediğim ama bir türlü kısmet olmayan tatlı.O kadar beğendim ki evde de kendim yapmak istedim.Bunun için tatlı lor aldım ama maalesef karadut reçeli koskoca İzmir de bulamadım.Keşke gelirken Tire den alsaymışım diye hayıflanıyorum şimdi.Ama o tada yakın bir tadı böğürtlen reçeli ile de yakalayabileceğimi düşünüyorum.Deneyip başarılı olursam anlatırım.
Buda çalılıkların arasında kaybolmak isteyen tavuk olmak üzere olan civciv.Bir ara kucağımıza alıp sevdik.
Uzaktan oturduğumuz yerin görüntüsü.Süper değil mi?
Kuzummmmm….Canım kızımmmm…
Neredeyse zamanın büyük büyük bir bölümünü suyun içinde oyalanarak geçirdiler.Tabi bunun getirisi gece yatağa işememiz oldu.Hemde ikisi birden.Su baya soğukmuş ama.İyi ki çişle kurtardık diyorum şimdi.
Ve çakıl taşları ile de oynadık.Taşları suya atmak çok keyifliydi.
Aşkımın hamak keyfi.
Ve bir yerlerden bu minik kediyi bulmuşlar.Bayıldı baba kız bu minik kediye.
kedi aç olduğu için ona yemek yedirdik.Yemeğini yedi minik kedicik.Veeeeeeee…..
uyumaya gitti.Ama Karya kediciğin uyumasına rağmen onu sevmeye çalıştı.
Ve işte güzel bir Tire maceramız da son buldu.Ama gezilerimiz devam etti.Tekrar yazmaya çalışacağım.Tire’ye giderseniz mutlaka Şelale değirmen Restoran’a uğrayın derim.

>TATİLDEN BİRAZ

Temmuz 20, 2010

>




Tam iki hafta izinliydim.Halamız geldi Kıbrıstan.Onlarla çok güzel vakit geçirdik.Ama yukarıdaki resimler tatil fotolarımız değil.Bloga eklenmesi geç kalınmış resimler bunlar.Tatil fotolarımızı bir ara ekleyeceğim inşallah.Şimdi gelelim bu iki haftada neler yaptık.Halamız, eniştemiz ve Ayşem Ablamız 5 Temmuz pazartesi gecesi geldiler.Aslında pazartesi gündüz gelmeleri gerekiyordu ama Kıbrıstaki grev nedeniyle havayolları da etkilenince rötarlı gelmek zorunda kaldılar.Kızları uyuttuktan sonra M.ile yola çıktık ve misafirlerimizi alıp eve geldik.Geldiğimizde Karya Hanım yanında beni göremediği için uyanmış babaannesinin ayağında bizi bekliyordu.Halasını görünce gecenin o vakti çok sevindi tabi.Seslere uyanan Damla önce uyku sersemliği ile yadırgasa da sonradan o da alıştı ortama.Önceleri utandı halası ve eniştesinden.Ama Ayşem Ablalarına ikiside hemen ısındılar.Biraz oyun oynadılar sonra hemen uyudular.Ertesi gün malum olduğu üzere geç kalkıldı.Biraz dinlenildi ve gezmeye gidildi.Gölet bizim için çok uygun bir yer.Hele ki minderlerin olduğu yerde canlı müzikde olunca deymeyin keyiflere.Ertesi gün yani Çarşamba günü Bodruma gitmek üzere yola çıkıldı.Yol boyu anamı ağlattılar resmen.İkiside benim kucağımda gitmek istedi.HAlasına yada Ayşem ablalarına giden olmadı.Ve birbirlerini de istemediler benim kucağımda.Bende onlara maalesef iki bacağım olduğunu, isterlerse birisinin bir bacağımda, diğerinin diğer bacağımda oturabileceğini söyledim.(Kalabalık olduğumuz için henüz araba koltuğu kullanmıyoruz biz) Bu şekilde Bodruma kadar gittik.Ve ikisininde uykusu geldiğinde yine benim kucağımda ama inanılmaz bir pozisyonda uyuduklarını söylemeliyim.Neredeyse üstüste uyudu kuzucuklarım.Birinin bacakları altta diğerinin üstte.Helak oldular resmen.Hele ki Damla gidene kadar kustu.Mahvoldu kızım.İçim parçalandı o kustukça.Oysaki sürekli mola verdik yol boyunca.Bodruma vardığımızda şu bulantı bilekliklerinden aldık. Bu bileklikleri daha önce sevgili Tuğranın Annesi Eminenin şu yazısında okumuştum ve kendisi bana detaylı bilgi vermişti.Buradan Emineye çok teşekkür etmek istiyorum.Bilekliği aldık Damlanın koluna taktık ama Damla sevmedi bilekliği.Bizde KAryaya taktık.O her türlü süsü sever çünkü.Neyseki dönüşte Damla bilekliği takmadığı halde kusma sorununu çok fazla yaşamadık.Bodrumda köyde çok güzel vakit geçirdik.Kızlar inekleri ve tavukları çok sevdiler.Hatta büyük teyzenin evine gittiğimizde yavru sıpa ve annesini de gördüler.Büyük babaannemizin evine bayıldılar.Karya orayı çok sevdi kalmakda istedi ama ya onu böcekler yerse diye vazgeçti.Ertesi gün evimize döndük.Güzel fotolarla tabi.Ama onlarda sonra ekleneceklerin içinde.Sonraki günler hep İzmirde gezdik.Bir gün Tireye gittik.Onun yazısını daha sonra yazacağım çünkü epey anlatılacak şey var Tireyle ilgili.Bir gün abimlere gittik.Tabi oraya kadar gitmişken Bostanlı pazarına gitmemek olmazdı.Allahım o sıcakta o kadar insan nasıl dolaşıyor diye hayretler içinde kaldım.İyi ki çalışıyorum dedim kendi kendime.Bir gün Forum Bornovaya gittik.Alışveriş yaptık.Bir gün Agoraya gittik alışveriş yaptık.Sonra bir kaç kez Gölete tekrar gittik.NArgile ve çay keyfi yapmaya.Bir gün İnciraltına gittik balık yemeğe.Yani sürekli gezdik ve kızlar bizim tempomuza inanılmaz ayak uydurdu.uyku saatleri bozuldu, yemek düzenleri bozuldu ama beni hiç üzmediler.Sadece Bodrumda Damla çok mızırdadı, huysuzluk etti ama o sayılmaz.Çocuğumun hem karnı açtı, hem de çok uykusu vardı.
Bu arada Ayşemin yardımlarını anlatmadan geçemem.Ayşem çok tatlı bir genç kız oldu.Ve kızlarla o kadar güzel ilgilendi ki.Ben bile inanamadım desem yeridir.Kızların tuvaleti geldiğinde onları tuvalete götürdü.Oyunlar oynadı.Saçlarını taradı, topladı, giydirdi.Yani tam bir ablalık yaptı.keşke dedik Ayşem Eylüle kadar kalsa bizimle ama oda ana kuzusu.Nasıl kalsın.Ayşem sen inanılmaz bir abla olmuşsun.Ne desem nasıl teşekkür etsem sana azdır.Kızlar seni o kadar çok sevdiler ki.Lütfen sık sık gelin bize.Seni hepimiz çok seviyoruz.Şimdilik bu kadar, en kısa zamanda yine yazacağım.Bu tatil yazmakla bitecek gibi görünmüyor.Ama işlerde beni bekliyor.