Mayıs 2009 için arşiv

>FOTO…..

Mayıs 25, 2009

>

Uzun zamandır foto eklememiştim.Yeni resimler henüz makineden bilgisayara aktarılmayı bekliyor.Malum işlerden vakit bulup bununla ilgilenemiyorum evde.O yüzden makinemde olupta bloguma aktaramadığım resimlerden ekledim.Bu resimler Nisan ayına ait.Çok da gecikmiş sayılmam aslında.Bir aylık rötar.Utanıyorum kendimden:))
Reklamlar

FOTO…..

Mayıs 25, 2009

Uzun zamandır foto eklememiştim.Yeni resimler henüz makineden bilgisayara aktarılmayı bekliyor.Malum işlerden vakit bulup bununla ilgilenemiyorum evde.O yüzden makinemde olupta bloguma aktaramadığım resimlerden ekledim.Bu resimler Nisan ayına ait.Çok da gecikmiş sayılmam aslında.Bir aylık rötar.Utanıyorum kendimden:))

FOTO…..

Mayıs 25, 2009

Uzun zamandır foto eklememiştim.Yeni resimler henüz makineden bilgisayara aktarılmayı bekliyor.Malum işlerden vakit bulup bununla ilgilenemiyorum evde.O yüzden makinemde olupta bloguma aktaramadığım resimlerden ekledim.Bu resimler Nisan ayına ait.Çok da gecikmiş sayılmam aslında.Bir aylık rötar.Utanıyorum kendimden:))

>BİZDEN

Mayıs 20, 2009

>Yine ara verdim.Ama napimm yazasım yok bu aralar.İş güç.Bir de taşınma telaşı kafamı toparlayamıyorum bir türlü.Haftasonu evde ufak ufak toparlanmaya başladık.Bu ayın sonunda taşınıyoruz kısmetse.Taşınacağımız evde küçük tadilatlar vardı onlar bitti.Bugün mutfakta yapılacak son bir kaç şey kaldı umuyorum ki onu da bugün bitirecekler.Bizde artık yavaş yavaş taşınacağız.Gelelim kızlara.
Onlar artık iyice büyüdüler.Her şeyi anlıyorlar.Ama birbirleriyle küçük didişmelerde başladı.Sanırım ufak ufak kıskançlıklar başlıyor.Ve birbirine zarar vermeler.Özelikle Karya Damla’ya zarar veriyor.Ya bir yerlerini ısırıyor yada saçını çekiyor.Damla’da zarar vermek gibi bir davranış yok.Karya’yı nasıl vazgeçireceğim bu işten bilmiyorum.Anlatıyorum o senin kardeşin diye.O zaman gidip öpüyor, sarılıyor.Ama bir şeyi paylaşamayınca hemen yine aynı şeyi yapıyor.Bu durumu pedagogumuzla konuşmamız gerekiyor sanırım.Bir de Karya’ya bir şeyi yapma deyince inadına yapıyor.Bağırmak, sinirlenmek ve hatta öfkeli bakışlar hiç işe yaramıyor.Tam aksine gülerek yine yapacağını yapıyor.Sakince anlatmaya çalışıyorum ama nafile.Bizi zorlıyacak bu kız.Bir de asabi ki sormayın gitsin.Damla daha anlıyor gibi.Hatta ona kızdığımızda zoruna gidiyor ve ağlıyor.Ona sakince anlatınca vazgeçiyor yapacağı şeyden.O hala keçiliğe devam ediyor.Koltuk teoelerinde gezmek ve bir koltuktan diğerine atlamak en büyük eğlencesi.Ama düşme korkusu yok onda.Bizimse yüreğimiz sürekli ağzımızda.Bu aralar fazla abur cubur yemeğe başladılar.Özelikle çikolata delisi oldular.Eve her gelen çikolatayla geliyor.Ama kızların bu kadar erken çikolatayla tanışması beni çok rahatsız ediyor.Mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışıyorum.Ama anne ve baba da çikolata manyağı olunca onların ne kadar uzak duracağı muamma tabi ki.Cips ve kola konusunda çok katıyız ama.Evimize asla kola girmiyor.Ve ben onların kolayla hiç tanışmaması için elimden geleni yapacağım sanırım.
Karya alt azılarını da çıkardı.Şu an onun alt ve üst olmak üzere toplam dört azısı var.Damla ise hala bir tanesiyle uğraşıyor.Üstten birisinin küçük bir parçası çıktı ama o kadar.Hala çıksammı çıkmasammı diye düşünüyor azı efendi.Kızımı zorlamadan gelse bari.neyse ben şimdi evi aramak durumundayım.Bakimm kuzularım ne yapmışlar bu haftanın ilk gününde.

BİZDEN

Mayıs 20, 2009

Yine ara verdim.Ama napimm yazasım yok bu aralar.İş güç.Bir de taşınma telaşı kafamı toparlayamıyorum bir türlü.Haftasonu evde ufak ufak toparlanmaya başladık.Bu ayın sonunda taşınıyoruz kısmetse.Taşınacağımız evde küçük tadilatlar vardı onlar bitti.Bugün mutfakta yapılacak son bir kaç şey kaldı umuyorum ki onu da bugün bitirecekler.Bizde artık yavaş yavaş taşınacağız.Gelelim kızlara.
Onlar artık iyice büyüdüler.Her şeyi anlıyorlar.Ama birbirleriyle küçük didişmelerde başladı.Sanırım ufak ufak kıskançlıklar başlıyor.Ve birbirine zarar vermeler.Özelikle Karya Damla’ya zarar veriyor.Ya bir yerlerini ısırıyor yada saçını çekiyor.Damla’da zarar vermek gibi bir davranış yok.Karya’yı nasıl vazgeçireceğim bu işten bilmiyorum.Anlatıyorum o senin kardeşin diye.O zaman gidip öpüyor, sarılıyor.Ama bir şeyi paylaşamayınca hemen yine aynı şeyi yapıyor.Bu durumu pedagogumuzla konuşmamız gerekiyor sanırım.Bir de Karya’ya bir şeyi yapma deyince inadına yapıyor.Bağırmak, sinirlenmek ve hatta öfkeli bakışlar hiç işe yaramıyor.Tam aksine gülerek yine yapacağını yapıyor.Sakince anlatmaya çalışıyorum ama nafile.Bizi zorlıyacak bu kız.Bir de asabi ki sormayın gitsin.Damla daha anlıyor gibi.Hatta ona kızdığımızda zoruna gidiyor ve ağlıyor.Ona sakince anlatınca vazgeçiyor yapacağı şeyden.O hala keçiliğe devam ediyor.Koltuk teoelerinde gezmek ve bir koltuktan diğerine atlamak en büyük eğlencesi.Ama düşme korkusu yok onda.Bizimse yüreğimiz sürekli ağzımızda.Bu aralar fazla abur cubur yemeğe başladılar.Özelikle çikolata delisi oldular.Eve her gelen çikolatayla geliyor.Ama kızların bu kadar erken çikolatayla tanışması beni çok rahatsız ediyor.Mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışıyorum.Ama anne ve baba da çikolata manyağı olunca onların ne kadar uzak duracağı muamma tabi ki.Cips ve kola konusunda çok katıyız ama.Evimize asla kola girmiyor.Ve ben onların kolayla hiç tanışmaması için elimden geleni yapacağım sanırım.
Karya alt azılarını da çıkardı.Şu an onun alt ve üst olmak üzere toplam dört azısı var.Damla ise hala bir tanesiyle uğraşıyor.Üstten birisinin küçük bir parçası çıktı ama o kadar.Hala çıksammı çıkmasammı diye düşünüyor azı efendi.Kızımı zorlamadan gelse bari.neyse ben şimdi evi aramak durumundayım.Bakimm kuzularım ne yapmışlar bu haftanın ilk gününde.

>ANNELER GÜNÜNE ÖZEL

Mayıs 11, 2009

>Anadolunun küçük ama sevimli bir köyünde doğmuştu.Ailesi hem zengin hem de köyde sözü geçen bir aileydi.Babası gayet aydın bir insan olmasına rağmen bir inat uğruna onun okumasına izin vermemişti.Oysa ki diğer kardeşlerinin neredeyse tamamı okula gitmişti.O ise evde işleri yapmakla ve kendisinden küçük kardeşlerine bakmakla yükümlüydü.Diğerleri tarlada çalışıyorlardı.Kızlarda dahil.Sanırım o zamanlar kendini şanslı görüyordu.Tarlada çalışmak nede olsa ağır bir işti.
16 yaşına geldiğinde bir fotoğraf gösterdiler ona.İşte bu resimdeki genç delikanlıyla evlendireceklerdi onu.Fotoğrafa baktığında içinde sıcak bir şeyler hissetti.Resimdeki genç ve yakışıklı çocuğa içi ısınmıştı.Beğenmişti onu.Gururlanmıştı kendisiyle içten içe.Nede olsa artık o da evlenip bu köy yerinden kurtulup, batıdaki şehre gidecekti.Ailesinden çok uzakta olmasına rağmen herkesin dilindeki o şehre gidecek olmak acaip mutlu ediyordu onu.
17 yaşına geldiğinde birkaç parça eşyayla birlikte yeni hayatına doğru yola çıktı. Kalabalık bir aileden çıktığı için yeni ailesini hiç yadırgamadı.Yine kalabalıktılar.Kayınvalide, kayınpeder,kayınbirader, elti ve görümce.Artık hep birlikte yaşayacaklardı.Eskiden her şeyi almaya alışkın olan kız, şimdi biraz dikkat etmek zorundaydı çünki ailesi fakirdi.Ve kayınpeder 1.Dünya Savaşındaki sıkıntıları yaşadığı için çok tutumluydu.Sofraya zeytin çıkıyorsa peynir asla olmuyordu yanında.Ve genellikle bulgur çorbasıyla karınlarını doyuruyorlardı.Yeni aile fertlerinin çoğu çalışıyordu.Onu da bir işe yerleştirdiler.Alınan haftalığı kuruşu kuruşuna kayınpederine veriyordu herkes.O da öyle yapıyordu.18 yaşına geldiğinde ilk oğlu doğdu.Herkes çok sevindi.Çünki eltinin çocuğu olmuyordu ve anlaşılan olmayacaktı da.Ama elti yeni gelini bir abla gibi sevip kollamış, dolayısıyla yeni gelen bebeği de kendi çocuğu gibi sevip bağrına basmıştı.Oğlan ilk torun, ilk çocuk ve ilk yeğen olduğu için şımarıkça büyüdü.Bir dediği iki edilmiyordu.Dört yıl sonra ikinci oğlu doğdu.Yaşadığı tüm zorluklara alışmıştı artık.Kocası huysuz, aksi ve sinirli bir adamdı.Evdeki herkes korkardı ondan neredeyse.O da korkardı tabi.Az mı dayak yemişti bunca yıllık evlilik hayatında.Çorba sıcak diye, yemeğin tuzu az diye, oğlanlar ağlıyor diye.Ama kocasını yine de sever sayardı.Bir dediğini iki etmemeye çalışırdı.İkinci oğlanın doğumuyla kayınvalidelerinden ayrı evde yaşamaya başlamışlardı.Ayrı ev dediysem aynı bahçe içinde başka bir ev.Yine yeme içme birlikte ama.
Gel zaman git zaman yeniden hamile olduğunu anladı.Ve bu kez çocuğu doğurmak istemiyordu.Ama eltisi ve komşuları öyle ısrarcılardı ki.Bu kez kızı olabilir diyerek kesinlikle doğurmasını salık verdiler ona.O da kıyamadı karnındaki bebeğe.Kızı olsun çok istiyordu çünki.Hamileliği ilerledi.Bu arada kocası onları daha iyi yaşatabilmek adına o zamanlar herkesin yaptığını yaptı ve Almanya’ya gitmek için müracaat etti.Doğuma az bir süre kala kocasını Almanya’ya yolcu ediyordu bile.Kızını kocası yanında yokken doğurdu.Eltisi ve komşuları her zamanki gibi yanındalardı.Kocası Almanya’da, kendisi üç çocuğuyla birlikte evinde yaşamak zorunda kaldı.Her ay gönderilen çok cüz-i miktarda bir parayla yaşamaya çalışıyorlardı.Çocuklar okula gidiyor, sürekli ihtiyaçları oluyordu.O onları iyi yaşatsın, hiçbir şeyden mahrum kalmasınlar diye her şeyden fedakarlık etmeye başladı.Zaten evlendiğinden beri alışmıştı sıkıntı çekmeye.Şimdi sıkıntıyı kendisi çeksindi ama çocukları değil.Onların her istediklerini yapmaya çalıştı.Kendisi yeni giysi nedir bilemedi nice zaman.Çocuklarının karnı doyduğunda zaten kendisi doymuş gibi oluyordu.Kocasının Almanya’dan gönderdiği para yetmediği için çoğunlukla bakkaldan veresiye alıyordu ama parası geldiğinde mutlaka ilk iş borcunu kapamak oluyordu.Soğuk kış günleri geldiğinde odun ve kömür almak için kocasından ekstra para istiyordu.o da gönderiyordu.Bazen diğer aylar da paranın yetmediğini zor durumda olduklarını kocasına mektupla bildiriyordu ama kocasının da ondan kalır yanı yoktu ki sıkıntı çekmek konusunda.Biraz para biriktirmek istiyordu ve bu yüzden toplu halde bekar yaşayan adamlarla birlikte kalıyordu oda.Karısını ve çocuklarını yanına aldırmayışının nedeni de bunlardan biriydi.Ama asıl neden çocuklarının kendi vatanında, kendi kültürleriyle büyümelerini istemekti.Ne de olsa yanlarında en güvendiği en sevdiği insan abisi yani çocukların amcaları vardı.Gözü arkada değildi.Tam 11 yıl kaldı kocası Almanya’da.Sonra bir gün çıktı geldi.Bu süre zarfında kadın evinin hem babası hem annesi olmuştu.Çektiği sıkıntılarla erkek gibi kadın olmuştu artık.Okuma yazma bilmemesine rağmen elinden hiçbir iş kurtulmazdı.Kocası evine döndükten iki yıl sonra öldü.Almanya’nın zorlu çalışma temposuna vücudu çok fazla dayanamamıştı.Ve son günlerinde ailesi ve çocuklarıyla birlikte olmak istemişti.Özelikle de hiç vakit geçiremediği küçük kızıyla.
Baba öldükten sonra anne eskisi gibi her şeyi omuzladı.Bu kez başka sorunlar çıktı ortaya.Büyük oğlu, huysuz, aksi ve sorumsuz birisi olup çıkmıştı. Annesini çok üzüyordu Tüm uğraşlarına rağmen okutamamıştı onu.Halbuki ne çok istemişti çocuklarının hepsinin okuyup iyi yerlere gelmesini.Kendisi okuyamamıştı ama keşke onlar okusalardı. Ondan ümidi kesince küçük oğluna ve kızına bağladı tüm umutlarını. Hiç olmasa onlarda sorun yoktu, olgun ve uslu çocuklardı.Annelerinin gözlerinin için bakıyordu ikiside.Onun ne kadar ezildiğini ve onlar için neler yaptığının farkındalardı.
Aradan yıllar geçti bütün çocuklar evlendi. Kadın tek başına kaldı evinde.Üzerine titrediği kızını da yuvadan uçurunca çok bocaladı.Çok zorlandı ama çok şükür dünya gözüyle bütün çocuklarının mürüvvetini görmüştü ya.Başka ne isterdi.Bundan sonrası torunlarına bakmaktı artık.Çektiği onca sıkıntı ve dert hayatı boyunca onu hiç bırakmadı. Bugüne kadar kimseyi kırmasın üzmesin diye her şeyi içinde yaşayan o iyi yürekli, muhteşem kadın sonunda hastalandı ve şimdi de hastalığıyla mücadele ediyor bu hayatta. Hastalığını ilk duyduğunda verdiği tepkiyi hayatım boyunca unutmayacağım.O kadar soğukkanlı karşıladı ki.Bunca zaman yaşadığı mücadeleden olsa gerek çok güçlü karşıladı bu haberi.Hasta olmasına rağmen hala çocuklarına faydalı olmaya çalışıyor ve kızının çocuklarına bakıyor.O kadar ağrısı ve sızısı varken bile torunlarının yanından hiç ayrılmadı.Var olan tüm yalnızlığını neredeyse kızıyla aşan bu kadın, kızının sevgisinden ve tatlı dilinden başka hiçbir şey istemiyor.Ama ne varki kızı aksi, huysuz, sinirli.Tıpkı babası gibi.Buna rağmen her şeyiyle seviyor kızını.Ve hala onun yanında çocuklarına bakmaya çalışıyor.
Bu kadın benim annem.Hayatta yaşadığı her şeyi tüm zorlukları tüm yanlışlıkları keşke düzeltebilsem dediğim annem.Onu hala üzebildiğim, kırabildiğim annem.Onu çok sevmeme rağmen, onsuzluğa dayanamıyacağımı bildiğim halde o yanımdayken kıymetini bilemediğim annem.
Keşke senin istediğin gibi bir evlat olabilseydim ama olmuyor.Şimdi benimde iki minik kızım var.Ve eminim onlar da bana benim sana davrandığım gibi davranacaklar.Biliyorum benimde çok zoruma gidecek.Bende tıpkı senin yaptığın gibi geceleri kafamı yastığa koyduğumda kimseler duymadan ağlayacağım.Ve sabahlara kadar uyumayacağım.Ama tıpkı senin yaptığın gibi sabah hiçbir şey olmamış gibi kalkınca gülümseyeceğim onlara.Hatta yanaklarına birer öpücük konduracağım.Olmadı bağrıma basacağım. Tıpkı senin yaptığın gibi.Bazen de sızlanacağım, beni üzdüklerini anlatacağım onlara.Onlarda offf anneeeeeee diyecekler benim sana dediğim gibi.Ama bende bileceğim onlar da bilecekler ki biz birbirimizi çok seviyoruz.Tıpkı sen ve ben gibi.Tıpkı her anne ve çocuk gibi.
Ben seni her zaman çok seveceğim anne.Seni ne kadar üzsem de kırsam da sen benim hayatımdaki en önemli varlıksın.Ve hep öyle kalacaksın.
Çünki sen benim bir tanemsin…Sağlığına ve varlığına her zaman dua ettiğim annemsin.
Ve çok sevdiğimsin….

ANNELER GÜNÜNE ÖZEL

Mayıs 11, 2009

Anadolunun küçük ama sevimli bir köyünde doğmuştu.Ailesi hem zengin hem de köyde sözü geçen bir aileydi.Babası gayet aydın bir insan olmasına rağmen bir inat uğruna onun okumasına izin vermemişti.Oysa ki diğer kardeşlerinin neredeyse tamamı okula gitmişti.O ise evde işleri yapmakla ve kendisinden küçük kardeşlerine bakmakla yükümlüydü.Diğerleri tarlada çalışıyorlardı.Kızlarda dahil.Sanırım o zamanlar kendini şanslı görüyordu.Tarlada çalışmak nede olsa ağır bir işti.
16 yaşına geldiğinde bir fotoğraf gösterdiler ona.İşte bu resimdeki genç delikanlıyla evlendireceklerdi onu.Fotoğrafa baktığında içinde sıcak bir şeyler hissetti.Resimdeki genç ve yakışıklı çocuğa içi ısınmıştı.Beğenmişti onu.Gururlanmıştı kendisiyle içten içe.Nede olsa artık o da evlenip bu köy yerinden kurtulup, batıdaki şehre gidecekti.Ailesinden çok uzakta olmasına rağmen herkesin dilindeki o şehre gidecek olmak acaip mutlu ediyordu onu.
17 yaşına geldiğinde birkaç parça eşyayla birlikte yeni hayatına doğru yola çıktı. Kalabalık bir aileden çıktığı için yeni ailesini hiç yadırgamadı.Yine kalabalıktılar.Kayınvalide, kayınpeder,kayınbirader, elti ve görümce.Artık hep birlikte yaşayacaklardı.Eskiden her şeyi almaya alışkın olan kız, şimdi biraz dikkat etmek zorundaydı çünki ailesi fakirdi.Ve kayınpeder 1.Dünya Savaşındaki sıkıntıları yaşadığı için çok tutumluydu.Sofraya zeytin çıkıyorsa peynir asla olmuyordu yanında.Ve genellikle bulgur çorbasıyla karınlarını doyuruyorlardı.Yeni aile fertlerinin çoğu çalışıyordu.Onu da bir işe yerleştirdiler.Alınan haftalığı kuruşu kuruşuna kayınpederine veriyordu herkes.O da öyle yapıyordu.18 yaşına geldiğinde ilk oğlu doğdu.Herkes çok sevindi.Çünki eltinin çocuğu olmuyordu ve anlaşılan olmayacaktı da.Ama elti yeni gelini bir abla gibi sevip kollamış, dolayısıyla yeni gelen bebeği de kendi çocuğu gibi sevip bağrına basmıştı.Oğlan ilk torun, ilk çocuk ve ilk yeğen olduğu için şımarıkça büyüdü.Bir dediği iki edilmiyordu.Dört yıl sonra ikinci oğlu doğdu.Yaşadığı tüm zorluklara alışmıştı artık.Kocası huysuz, aksi ve sinirli bir adamdı.Evdeki herkes korkardı ondan neredeyse.O da korkardı tabi.Az mı dayak yemişti bunca yıllık evlilik hayatında.Çorba sıcak diye, yemeğin tuzu az diye, oğlanlar ağlıyor diye.Ama kocasını yine de sever sayardı.Bir dediğini iki etmemeye çalışırdı.İkinci oğlanın doğumuyla kayınvalidelerinden ayrı evde yaşamaya başlamışlardı.Ayrı ev dediysem aynı bahçe içinde başka bir ev.Yine yeme içme birlikte ama.
Gel zaman git zaman yeniden hamile olduğunu anladı.Ve bu kez çocuğu doğurmak istemiyordu.Ama eltisi ve komşuları öyle ısrarcılardı ki.Bu kez kızı olabilir diyerek kesinlikle doğurmasını salık verdiler ona.O da kıyamadı karnındaki bebeğe.Kızı olsun çok istiyordu çünki.Hamileliği ilerledi.Bu arada kocası onları daha iyi yaşatabilmek adına o zamanlar herkesin yaptığını yaptı ve Almanya’ya gitmek için müracaat etti.Doğuma az bir süre kala kocasını Almanya’ya yolcu ediyordu bile.Kızını kocası yanında yokken doğurdu.Eltisi ve komşuları her zamanki gibi yanındalardı.Kocası Almanya’da, kendisi üç çocuğuyla birlikte evinde yaşamak zorunda kaldı.Her ay gönderilen çok cüz-i miktarda bir parayla yaşamaya çalışıyorlardı.Çocuklar okula gidiyor, sürekli ihtiyaçları oluyordu.O onları iyi yaşatsın, hiçbir şeyden mahrum kalmasınlar diye her şeyden fedakarlık etmeye başladı.Zaten evlendiğinden beri alışmıştı sıkıntı çekmeye.Şimdi sıkıntıyı kendisi çeksindi ama çocukları değil.Onların her istediklerini yapmaya çalıştı.Kendisi yeni giysi nedir bilemedi nice zaman.Çocuklarının karnı doyduğunda zaten kendisi doymuş gibi oluyordu.Kocasının Almanya’dan gönderdiği para yetmediği için çoğunlukla bakkaldan veresiye alıyordu ama parası geldiğinde mutlaka ilk iş borcunu kapamak oluyordu.Soğuk kış günleri geldiğinde odun ve kömür almak için kocasından ekstra para istiyordu.o da gönderiyordu.Bazen diğer aylar da paranın yetmediğini zor durumda olduklarını kocasına mektupla bildiriyordu ama kocasının da ondan kalır yanı yoktu ki sıkıntı çekmek konusunda.Biraz para biriktirmek istiyordu ve bu yüzden toplu halde bekar yaşayan adamlarla birlikte kalıyordu oda.Karısını ve çocuklarını yanına aldırmayışının nedeni de bunlardan biriydi.Ama asıl neden çocuklarının kendi vatanında, kendi kültürleriyle büyümelerini istemekti.Ne de olsa yanlarında en güvendiği en sevdiği insan abisi yani çocukların amcaları vardı.Gözü arkada değildi.Tam 11 yıl kaldı kocası Almanya’da.Sonra bir gün çıktı geldi.Bu süre zarfında kadın evinin hem babası hem annesi olmuştu.Çektiği sıkıntılarla erkek gibi kadın olmuştu artık.Okuma yazma bilmemesine rağmen elinden hiçbir iş kurtulmazdı.Kocası evine döndükten iki yıl sonra öldü.Almanya’nın zorlu çalışma temposuna vücudu çok fazla dayanamamıştı.Ve son günlerinde ailesi ve çocuklarıyla birlikte olmak istemişti.Özelikle de hiç vakit geçiremediği küçük kızıyla.
Baba öldükten sonra anne eskisi gibi her şeyi omuzladı.Bu kez başka sorunlar çıktı ortaya.Büyük oğlu, huysuz, aksi ve sorumsuz birisi olup çıkmıştı. Annesini çok üzüyordu Tüm uğraşlarına rağmen okutamamıştı onu.Halbuki ne çok istemişti çocuklarının hepsinin okuyup iyi yerlere gelmesini.Kendisi okuyamamıştı ama keşke onlar okusalardı. Ondan ümidi kesince küçük oğluna ve kızına bağladı tüm umutlarını. Hiç olmasa onlarda sorun yoktu, olgun ve uslu çocuklardı.Annelerinin gözlerinin için bakıyordu ikiside.Onun ne kadar ezildiğini ve onlar için neler yaptığının farkındalardı.
Aradan yıllar geçti bütün çocuklar evlendi. Kadın tek başına kaldı evinde.Üzerine titrediği kızını da yuvadan uçurunca çok bocaladı.Çok zorlandı ama çok şükür dünya gözüyle bütün çocuklarının mürüvvetini görmüştü ya.Başka ne isterdi.Bundan sonrası torunlarına bakmaktı artık.Çektiği onca sıkıntı ve dert hayatı boyunca onu hiç bırakmadı. Bugüne kadar kimseyi kırmasın üzmesin diye her şeyi içinde yaşayan o iyi yürekli, muhteşem kadın sonunda hastalandı ve şimdi de hastalığıyla mücadele ediyor bu hayatta. Hastalığını ilk duyduğunda verdiği tepkiyi hayatım boyunca unutmayacağım.O kadar soğukkanlı karşıladı ki.Bunca zaman yaşadığı mücadeleden olsa gerek çok güçlü karşıladı bu haberi.Hasta olmasına rağmen hala çocuklarına faydalı olmaya çalışıyor ve kızının çocuklarına bakıyor.O kadar ağrısı ve sızısı varken bile torunlarının yanından hiç ayrılmadı.Var olan tüm yalnızlığını neredeyse kızıyla aşan bu kadın, kızının sevgisinden ve tatlı dilinden başka hiçbir şey istemiyor.Ama ne varki kızı aksi, huysuz, sinirli.Tıpkı babası gibi.Buna rağmen her şeyiyle seviyor kızını.Ve hala onun yanında çocuklarına bakmaya çalışıyor.
Bu kadın benim annem.Hayatta yaşadığı her şeyi tüm zorlukları tüm yanlışlıkları keşke düzeltebilsem dediğim annem.Onu hala üzebildiğim, kırabildiğim annem.Onu çok sevmeme rağmen, onsuzluğa dayanamıyacağımı bildiğim halde o yanımdayken kıymetini bilemediğim annem.
Keşke senin istediğin gibi bir evlat olabilseydim ama olmuyor.Şimdi benimde iki minik kızım var.Ve eminim onlar da bana benim sana davrandığım gibi davranacaklar.Biliyorum benimde çok zoruma gidecek.Bende tıpkı senin yaptığın gibi geceleri kafamı yastığa koyduğumda kimseler duymadan ağlayacağım.Ve sabahlara kadar uyumayacağım.Ama tıpkı senin yaptığın gibi sabah hiçbir şey olmamış gibi kalkınca gülümseyeceğim onlara.Hatta yanaklarına birer öpücük konduracağım.Olmadı bağrıma basacağım. Tıpkı senin yaptığın gibi.Bazen de sızlanacağım, beni üzdüklerini anlatacağım onlara.Onlarda offf anneeeeeee diyecekler benim sana dediğim gibi.Ama bende bileceğim onlar da bilecekler ki biz birbirimizi çok seviyoruz.Tıpkı sen ve ben gibi.Tıpkı her anne ve çocuk gibi.
Ben seni her zaman çok seveceğim anne.Seni ne kadar üzsem de kırsam da sen benim hayatımdaki en önemli varlıksın.Ve hep öyle kalacaksın.
Çünki sen benim bir tanemsin…Sağlığına ve varlığına her zaman dua ettiğim annemsin.
Ve çok sevdiğimsin….